Advert
Advert

PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI VE PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI

 PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI
 PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI .
Bu içerik 124 kez okundu.
Advert

Değerli basın mensupları, hepiniz hoş geldiniz. Merkez Yönetim Kurulu toplantımız devam ediyor. Haftalık değerlendirmeleri yapmak üzere sizinle tekrar bir araya geldik. Bu tabi bu Merkez Yönetim Kurulumuzun görev dönemi içerisinde, sanıyorum sizinle son basın toplantımız olacak. Bundan sonra yeni bir çalışma döneminde, yeni oluşacak Merkez Yönetim Kurulumuz ve yeni görev alacak sözcü arkadaşımız sizlerle basın toplantılarını yapmaya devam edecek.
TÜRKİYE EKONOMİSİ, TÜRK LİRASI DİBE VURMUŞ DURUMDA
Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin gündemi çok yoğun bir biçimde devam ediyor. Özellikle son bir haftadır Türk lirası tepetaklak olmuş durumda. Döviz aldı başını gidiyor, Dolar, Euro dizginlenemez bir biçimde yükselirken, Türkiye ekonomisi, Türk lirası dibe vurmuş durumda. Türkiye ekonomisi, freni patlamış araba gibi, kamyon gibi nereye çarpacağı belli olmayan bir maceranın içerisinde. Dolar 5.25, Euro 6.10’a geldi dayandı ve ne yazık ki, 16 yıldan bu yana iktidardaki AK Parti yönetimi ve Erdoğan tekrar milletin yastığının altına gözünü dikti. “Yastık altındaki dolarları çıkarın, altınları çıkarın bozdurun” demeye başladı. Bu bir teslimiyetin ifadesidir, bu bir aczin ifadesidir. Milletin yastık altında bozduracak doları kalmadı Erdoğan. Milletin halinden belki haberi yok, ama şu soruyu sormak gerekiyor. 5 liralık sermayeyle 15 milyon dolarlık ticaret yaptığın Man adasındaki dolarları bozdurdun mu? Man adasındaki ticaretten gelen dolarlar dolar olarak mı duruyor, TL’ye çevirdin mi? Milletten fedakarlık beklerken, akraba taallukatının dolar ticaretinden elde ettiklerini nerede, hangi rakamlarla hangi para birimiyle sakladığını millete dön hesabını ver. Daha Man adası dolarlarının hesabını milletin karşısına çıkıp vermemiş Erdoğan, bugün milletin yastık altındaki dolarlarını bozdurmalarını istiyor. Son bir yıl içerisinde Türk lirasındaki değer kaybı yüzde 50. Kabul edilebilir bir şey değil ve AK Partinin 16 yıllık iktidar döneminde ne yazık ki, ekonominin geldiği nokta bir tweetlik ekonomi. Böyle bir kırılgan ekonomi olabilir mi? Bir tweet atıldı diye dolar buraya çıkar mı? Bu nedir? Bugüne kadar üretime dayanmayan, üretime dayanmayıp sıcak para ve dolar ekonomisine teslim edilmiş dolar kolik bir ekonomi anlayışının sonucu. Üretimi artırmayan, verimli sektörleri teşvik etmeyen, sıcak para ve faiz kıskacı içerisinde ülkeyi sıkıntı, faiz, kur, enflasyon kıskacı altında verimsiz bir ekonomiye teslim eden anlayış.
Şimdi bunlar dönüp milletin yastık altındaki dolarla sorunu çözebileceklerini zannedecek kadar acz içindeler. Bu anlayışın Türkiye ekonomisini düze çıkarması mümkün değildir. Sorunun sebebi olanların sorunu çözebilme yeteneği ne yazık ki yoktur.
AK PARTİ İKTİDARI TÜRKİYE’Yİ AÇLARIN VE YOKSULLARIN ÜLKESİ HALİNE GETİRDİ
Değerli arkadaşlar, asgari ücret açıklandı 1603 lira, daha önce bu yetmez dediğimiz zaman asgari ücrette, bu çok diyorlardı, o dönem dolar bazına vurduğumuz zaman asgari ücret açıklandığında, Ocak ayı itibariyle asgari ücret 424 dolardı. Bugün dolar bazında asgari ücret 305 dolara düştü. Yani bu iktidarın beceriksizliği nedeniyle asgari ücretli yüzde 35 gelir kaybına uğradı. Dolar bazında 119 dolar kayba uğradı asgari ücretli, sadece Ocak ayından bu yana dolardaki yükseliş ve tırmanış nedeniyle.
Değerli arkadaşlar, Türkiye açların ve yoksulların çoğunlukta olduğu bir ülke haline geldi. Hemen hemen bütün ücretlilerin yoksul ya da aç olduğu bir Türkiye yarattılar. Son yoksulluk ve açlık rakamları açıklandı, 7 bin 912 lira yoksulluk sınırı. Bir aile 7 bin 912 liranın altında gelir elde ediyorsa yoksul. Demek ki Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu yoksul. Açlık sınırı 2130 lira. 2130 liranın altında ücret alanların tamamının aç olduğu bir ülke. AK Parti iktidarı iflas eden ekonomik anlayışıyla Türkiye’yi açların ve yoksulların ülkesi haline getirdi.
100 GÜNLÜK PAKETTE TÜRKİYE’NİN 5 TEMEL SORUNUNA ÇARE OLABİLECEK HİÇBİR ŞEY YOK
Değerli basın mensupları, bu tablo içerisinde 100 günlük paket açıkladılar. 100 günlük paket bir umut ışığı olacak diye herkes bekliyordu. Türkiye’nin 5 temel sorununa hiçbir yapısal çözüm önerisi içermeyen paket. Hiçbir ciddi önlem ve çözüm içermeyen 100 günlük paket. Yani 100 günü heba edeceğiz diyor. Erdoğan’ın 100 günlük paketi 100 günü heba etme paketidir.
Bakın ısrarla söylüyoruz, Türkiye’nin 5 temel meselesi var. Ekonomi, demokrasi, eğitim, dış politika ve toplumsal barış. 100 günlük planın içerisinde bunlara çare olabilecek hiçbir şey yok. Üretime dönük yapısal önlemler yok. Türkiye’de geçim sıkıntısını ortadan kaldırmaya dönük, enflasyonu düşürmeye dönük herhangi bir ciddi önlem paketi yok ve seçim öncesi verdikleri vaatlerin hiçbirisi yok. En çok söyledikleri 3600 ek gösterge vereceklerini söylüyorlardı polislere, sağlık görevlilerine yok 100 günlük paket içerisinde. Erdoğan’a soruyorum nerede kaldı bunlar paketin dibine mi düştü, görülmedik bir yerde mi? Yolda gelirken sepeti açıklamaya getirirken altında delik vardı da düştü, kayboldu mu? Söz verirken veriyordunuz bunları, milletin oyunu alırken bu sözleri verip milletin oyunu aldınız.
Bakın, Erdoğan ne diyordu o zaman dolar yükselirken seçimlerden hemen önce söylediği bir söz vardı hatırlayın. 5 Haziran 2018 tarihinde diyordu ki, “Şu seçimler olsun, hele bir 24 Haziran bitsin ondan sonra bakın bunlarla hesaplaşacağız, bütün bu işler bitecek.” Ne oldu? 24 Haziran 40 gün geçti, 40 gün sonra Türk lirası tepetaklak oldu, dolar aldı başını gidiyor. Hani hesaplaşacaktın? O zamanda söyledik varsa yapacağın bir şey niye seçimi bekliyorsun Erdoğan? Türkiye ekonomisini verimsiz alanlarda uluslararası piyasalarda kırılgan bir noktaya teslim etmiş bir anlayış. Bu anlayıştan millete, vatandaşa refah çıkmayacak. Bu çok açık ortaya çıktı.
LGS SINAVLARI BU İKTİDARIN UTANCIDIR
Şimdi bu 100 günlük paket içerisinde eğitimle ilgili de herhangi bir ciddi adım ya da işaret göremiyorsunuz. Bakın eğitim konusunda Türkiye içler acısı bir durumda. Son LGS sınavlar yapıldı. LGS sınavları bu iktidarın utancıdır. Eğitimle ilgili bu iktidarın utancıdır. 1 milyon 180 bin öğrenci sınava girdi, 1 milyon 180 bin öğrenciden 190 bini hiçbir yere kayıt yaptıramadı. 122 bin 539’u da istediği okullara kayıt yaptıramadılar. Arkasından üstüne üstlük Yüksek Öğretim Kurumları sınavları YKS sınavları oldu başarısızlık rekoru. Sorulara verilen cevaplara baktığınız zaman matematikte, Türkçede, sosyal bilimlerde başarısızlık rekoru. Bu nasıl bir eğitim sistemi yarattıklarının göstergesi. Bu aslında çocuklarımızın başarısızlığı değil, bu sistemin başarısızlığı, bu iktidarın başarısızlığı. 16 yıl içerisinde kendi arzu ettikleri kuşakları yetiştirme, yaratma anlayışıyla ideolojik eksende eğitimi tarumar eden bu anlayış çocuklarımızın geleceğini çalmıştır. Bugün sınavlarla gelinen nokta apaçık bunu göstermiştir. Türkiye eğitimde, ekonomide iflas etmiş bir tabloyla, iflas etmiş bir iktidarla karşı karşıyadır. Önümüzdeki süreç bu iflas eden iktidarı değiştirmek ve Türkiye’nin geleceğini yeni ve doğru bir anlayışla kuracak bir Türkiye siyaseti kurgulamaktan geçiyor.
Bu çerçevede seçimlerden sonra gerek il ve ilçe örgütlerimizde, gerekse partinin yetkili kurullarında bugüne kadar seçim sonuçlarının değerlendirilmesi ve gelecek planlamasının yapılması konusunda başlattığımız çalışmalar devam ediyor.
Değerli arkadaşlar, sizin de yakından takip ettiğiniz bir olağanüstü kurultay talebine dönük bir süreç vardı, Pazartesi günü o süreç sonuçlandı. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Bütün Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımız Sayın Genel Başkanımıza kendilerine gösterdiği güven nedeniyle teşekkür ettiler. Merkez Yönetim Kurulu Parti Meclisi içerisinde Sayın Genel Başkanın belirlediği çalışma heyetinden oluşuyor. Dolayısıyla Sayın Genel Başkanın her zaman Merkez Yönetim Kurulunu değiştirmek ve yeni bir Merkez Yönetim Kuruluyla devam etme imkanı, yetkisi tüzükte kendisine tanınmış bir münhasır yetkidir. Seçimlerden hemen sonra bütün Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımız bu konuda Sayın Genel Başkanın arzu ettiği zaman, ihtiyaç duyduğu zaman yapacağı her türlü tasarrufu destekleyeceklerini ve bu konuda herhangi bir tereddütleri olmadıklarını beyan etmişler idi. Bugün de aynı noktada beyanlarını tekrar ettiler. Bundan sonrası Sayın Genel Başkanımızın kararına kalmış bir durumdur. Umuyorum ve tahmin ediyorum, önümüzdeki süreçte Cumhuriyet Halk Partisinin yeni döneminin yeni siyasetini şekillendirmek, ana hatlarını belirlemek, yönünü çizmek ve partiyi hızlı bir şekilde bir taraftan yerel seçimlere hazırlamak, bir taraftan da Türkiye’nin bu tepetaklak olmuş siyasi ve iktisadi krizi içerisinde yol haritasını belirlemek üzere bir yeni çalışma ekibi önümüzdeki günlerde en kısa zamanda Sayın Genel Başkanımız oluşturacaktır. Biz yine Cumhuriyet Halk Partisinin kadroları olarak aynı şekilde Genel Başkanımızın bugüne kadar olduğu gibi güvenine, desteğine layık olarak kendisine bu çalışmalarda destek vermeye devam edeceğiz. 2010 yılından itibaren Cumhuriyet Halk Partisinde bir esaslı parti reformu başlamıştır. Bu esaslı parti reformunun güçlü bir iradeyle devam etmesi gerekmektedir. Biz Sayın Genel Başkana bu konuda ihtiyaç duyduğu bütün desteği vereceğimizi de ifade ettik.
Hepinize teşekkür ediyorum, sorularınız varsa alabilirim.
Soru- Bülent bey bugünkü açıklamanızdan şunu mu anlıyoruz, bugün tüm MYK üyeleri Genel Başkana istifa sundu mu?
Bülent TEZCAN- Yani şöyle, zaten teknik olarak bir istifadan bahsetmek pek mümkün olmuyor. Çünkü tüzük gereği Merkez Yönetim Kurulunu atamak, değiştirmek Sayın Genel Başkanın yetkisinde. Merkez Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımız bu konuda Sayın Genel Başkanın her türlü tasarrufunu büyük bir gönül ferahlığıyla destekleyeceklerini ifade ettiler.
Soru- Bir süredir Genel Merkez önünde eylemler yürütülüyor. MYK’da bu konuda gündeme geldi mi?
Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, Genel Merkezin önündeki eylemler MYK’da görüşülecek konu değil. Partililer gelir kendilerince parti disiplinini ihlal etmeyecek şekilde atılan adımlar çerçevesinde işlem yapılır. Herhangi bir biçimde Merkez Yönetim Kurulunun gündemini işgal edecek bir konu değildir.
Soru- Efendim bu süreçte imza sürecinde özellikle delegelere baskı yapıldığı, hatta bir delegenin bugün gazetelerde yer aldı tedavisinin Küba’da yapılacağı vaadiyle imzasının geri çektirildiği yönünde iddialar var. Bu iddialar doğru mudur efendim?
Bülent TEZCAN- Bu iddiaların gerçekle hiçbir ilgisi yoktur arkadaşlar. Saç teli kadar gerçekle ilgisi yoktur. Bu kadar söyleyebilirim.
Soru- Genel Merkez açısından olağanüstü kurultay tartışmaları sonlandı diyebilir miyiz? Çünkü muhalefet, kurultay isteyenler şimdi tüzük kurultayı tartışması yaşanıyor. 630 imzada ısrarlılar. Bu konuda Genel Merkezin tavrı netleşti mi?
Bülent TEZCAN- Arkadaşlar, bir kere imza sayısıyla ilgili daha önce yazılı olarak kamuoyu bilgilendirildi. Hiçbir biçimde 630 imza teslim edilmemiştir. Teslim edilen imzaların dökümü kamuoyuyla paylaşıldı. Yeterli bulunur ya da bulunmaz başka bir şeydir ama tüzük açısından ayrıntılarıyla bu bilgileri paylaştık, gizli saklı bir bilgi yok. Talep edenlere de bunlar açık incelemelerine açtığımızı da ifade ettik. Genel Merkezimize teslim edilen imza sayısı 618 idi. Bu 618 imzanın 4 tanesi usulüne aykırı noterde suret tasdiki yapılmış, ilgilisi gitmeden suret tasdiki yapılmış 4 imzaydı onlar düşüldü 614. 614’ün 4 tanesi 1 kişinin 2 kere 2 ayrı noterde verdiği imzaydı, 4 kişi 2 ayrı noterde gitmiş imza vermiş. 1 kişinin 1 talebi olacağına göre o 4 tanesi fazla. Yani 8 imza koymuşlar o 8’in aynı kişiye ait olduğu için 4 tanesi ayrıldı 610 imza. Bu 610 imzadan 5 tanesi yine aynı şekilde istifa etmiş, üyelikten daha önce istifa etmiş, imzayla ilgili süreçte değil adaylık sürecinde istifa etmiş 5 kişi seçimden hemen sonra istifalarını vermiş, üyelikten istifa etmiş. Dolayısıyla da kurultay delegeliği kalmayan 5 kişi. 4’ü Şırnak, birisi Hatay’dan 5 delege. Onları da düşüyorsunuz, onlarında imzası var. 605 idi gelen imza. Bu 605 imzanın tüzük gereği incelemesini yaptı arkadaşlarımız ilgili birim hukuk birimi. 5 tane imza gündem bütünlüğü yok, farklı bir gündem var, gündem değişik. Tüzük gereği gündem bütünlüğü olması lazım, aynı gündemle talep edilmesi lazım. O 5’i de öyle elendi 600. 600 taneden 31 delege geri çekmiş imzasını. İmza vermek nasıl bir haksa aynı şekilde noterden geri çekmekte hak 31 delegede imzasını geri çekmiş. Kalan olağanüstü kurultay talebi 569 imzadır. 569 imzayla kurultayı toplamak mümkün değildir.
Dolayısıyla tüzük açısından kurultay toplamayı sağlayacak bir şart oluşmamıştır. Sayın Genel Başkanında şu ana kadar kurultay toplama konusunda bir iradesi yoktur, toplamayacağını da ifade etmiştir. Partiyi yerel seçimlere hazırlayacağını söylemiştir. Artık kurultay tartışmalarını gündemde tutmanın partinin önümüzdeki süreç çalışmalarına zarar vermekten başka bir yanı yoktur. Bu tartışmanın doğal olarak bitmesi gerekir. Sadece Genel Merkez yönünden değil bütün parti tabanı açısından imza toplayan arkadaşlar açısından da bitmesi gerekir. İmza toplayan arkadaşlarımız hiçbir şekilde partide yabancılaştırılacak, ötekileştirilecek arkadaşlar değildir. Onlar da bu partinin üyeleridir, evlatlarıdır, partinin delegeleridir. Dolayısıyla bu konuda parti içinde husumeti körükleyecek bir tutum hiçbir zaman olmamıştır, bundan sonrada olmayacaktır.
Tüzük kurultayı meselesi çok ilginçtir, ısrarla partiyi bir kurultay tartışması ekseninde tutmanın gelecek siyaseti açısından faydası olacağına inanmıyoruz, bunu doğru bulmuyoruz. Tüzük kurultayı toplamak isteyenlerin yine aynı şekilde tüzükte şartları vardır, o şartlar neyse oluşursa tüzük kurultayı toplanır ama bu şuna benzer, “Takım elbise istedim alamadım, şimdi gömlek istiyorum” demeye benzer. Bunun da bir anlamı olduğunu düşünmüyoruz. Takdir bu kurultayı isteyecek olanlara bırakılmıştır, ama partiyi bir an önce bu tartışmalardan çekip çıkarmak şu anda en önemli parti sorumluluğudur. Böyle düşünüyoruz, böyle bakıyoruz.
Soru- Bazı delegeler eğer kurultay kararı çıkmazsa MYK’dan yargı yoluna başvurabileceklerini söylemişlerdi. Yargı yoluna taşınır mı?
Bülent TEZCAN- Arkadaşlar Cumhuriyet Halk Partisi yargı yolunu kapatma alışkanlığı, istidadı olan bir parti değildir. Bizim kültürümüzde öyle bir şey de yoktur. Yargı yoluna gitmek isteyen arkadaşlarımız doğal olarak gidebilir. Yargıda da hakim karar verir, ne karar verirse o. Şeriatın kestiği parmak acımaz derler.
Soru- Efendim iki soru yönelteceğim. Birincisi, MYK’nın değişim sinyalini verdiniz. Günlerdir de ekranlarda şöyle bir altyazı var, Kılıçdaroğlu A takımını değiştirecek diye. 8 yılda da 100’ün üstünde değişiklik yaptığı belirtiliyor Kılıçdaroğlu’nun. Takım üyelerinin değiştiği, takım üyelerinin iyi oynamadığı ya da yönetemediği iddiasının olduğu bir ortamda takım kaptanının değişikliği için ne konuştunuz, nasıl bir özeleştiri ya da takım kaptanı olarak Kemal bey ne ifade etti ya da siz MYK üyeleri olarak ne ifade ettiniz?
İkinci sorumda şu, hem muhalifler, hem de Genel Merkez önümüzdeki yerel seçimleri sıklıkla işaret ediyor. Meclisteki muhalefet açısından OHAL teklifinin bu araları düştüğümüzde 10,5 saatte geçtiği ve dolayısıyla muhalefet yapılıp yapılmadığı tartışmasının sürdüğü bir noktada CHP’ye yönelik olarak hem muhaliflere, hem de Genel Merkeze herkes Kadıköy’ün, Çankaya’nın peşine düştü eleştirilerine siz nasıl yanıt verirsiniz?
Bülent TEZCAN- Değerli arkadaşlar, önce bazı son dönemlerde bazı tekerlemeler oluştu, o tekerlemeleri herkes gerçek gibi kabul ediyor ve arka planını sorma ihtiyacı duymuyor. Sayın Genel Başkanımızın MYK değişiklikleri de bu tekerlemelere bir başka örnek. Sayın Genel Başkanımız bu zamana kadar şu kadar MYK değişti deniyor. Doğaldır çünkü o kadar kurultay oldu. Sayın Genel Başkanımızın kurultay olmadan değiştirdiği MYK sayısı şuana kadar ikidir. Bunu kimse söylemiyor. Birisi 2011 seçimlerinden sonra bir MYK değişikliğidir. Bir ikincisi de 2014 yerel seçimlerinden sonraki MYK değişikliğidir. Yani seçim sonrası kurultay olmadan MYK değişikliği toplam iki kez olmuştur. Olursa bu üçüncü olacaktır. Oysa o sayılan değişikliklerin tamamı kurultaylardan sonra olmuştur bu da gayet doğaldır. Her kurultay sonrasında yeni MYK’lar oluşur, tüzüğün gereği budur. O nedenle bu tekerlemelerden kurtularak değerlendirme yaparsak, sağlıklı değerlendirme yapabiliriz diye düşünüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi muhalefet gücü ve kapasitesi bakımından bugüne kadar kendisini kanıtlamış bir partidir. Demokrasi içerisinde sistemin imkan verdiği bütün demokratik mücadele ve muhalefet biçimlerini uyguluyoruz hem parlamentonun içerisinde, hem dışında. Bunların tamamının etkili olabilmesinin, bunların ya da tam olarak etkili olabilmesinin yolu en son noktada sandıkta etkili olmaktan geçiyor. Sandıkta da iktidar değişikliğini sağlayacak sonuç alınamadı. Önümüzdeki hedef o sonucu alacak değerlendirmeleri ve çalışmaları yapmaktır. Meseleye böyle bakmak gerekir. Bu parlamento grubumuzda, parti örgütlerimizde bu çerçevede muhalefet görevini hakkıyla, layıkıyla hem OHAL’e karşı, hem sürekli OHAL yasalarına karşı, hem de diğer demokratik noktalarda mücadelesini sürdürüyor.
Gelelim değerlendirme konusuna. Değerli arkadaşlar, burada seçim sonuçlarıyla ilgili partinin değerlendirme süreci bu ay sonuna doğru artık tamamlanmış olacak. İllerimizdeki danışma kurullarının değerlendirmeleri 19 Ağustos tarihi itibariyle bitecek, ondan sonrada Parti Meclisimiz, milletvekilleri grubumuz ve il başkanlarımız bir araya gelecekler ve esaslı bir seçim değerlendirmesi yapacaklar. Seçim sonuçlarını bir bölgeye ya da bir seçimin sandık sonucuna bakarak değerlendirmekten ziyade esaslı bir biçimde siyaset süreci bugüne kadar nasıl geldi, bugünden sonra nasıl gidecek bunu değerlendirmek gerekiyor. Bu çerçevede de konuyu kişilerin oturdukları makamlar üzerinden tartışmak kısır bir tartışmaya bizi sürükler. O konuda verimli bir değerlendirmeyi önümüzdeki bir ay içerisinde bütün kamuoyuyla paylaşacağız yetkili kurullarda tamamlandıktan sonra.
Soru- İki soru sormak istiyorum izniniz olursa. Konuşmanızın başında yeni sözcüğü, yeni dönemde olacak dediniz. Bu MYK’dan ayrılacağınız anlamına mı geliyor, öyle mi algılamalıyız?
Bir ikincisi de, muhaliflerin kurultay çağrı heyetinin tezlerinden bir tanesi evet belki imza sayısı istenilen kadar olmadı, yani 622 sayısına ulaşılamadı ama yüzde 48, 47 civarında delege imza verdi. Biz iktidarı eleştirirken işte yüzde 48,5’u neden görmüyorsunuz gibi bir tezi savunuyoruz, ancak Genel Merkezde şimdi bu tezi bize karşı kullanıyor yani bizde yüzde 48’e ulaştık neden 622 sayısına ulaşılamasa da yüzde 48’in iradesi görmezden geliniyor, bu yola gidilmiyor ifadesini kullanıyorlar.
Bülent TEZCAN- Şimdi arkadaşlar, yeni bir MYK’nın oluşumu demek yeni dönemdir. Bu çerçevede kullanılmış bir ifade. Orada hangi arkadaşımız kim nasıl görev alır, ne çerçeve olur o tamamen Sayın Genel Başkanımızın takdirindedir ve yeni dönemde burada kim olursa olsun, o çerçevede yeni göreve başlamış arkadaş olacaktır, aynı isimlerin tekrarı bile olsa bir yeni dönem. Kastedilen şey budur.
Diğer meseleye gelince, Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki kurultay tartışmaları sürecindeki dili, Cumhuriyet Halk Partisinin tek adam rejimi, AK Parti ve tek adam rejiminin en önemli sorumlusu Erdoğan’la mücadelede şekillendirilen dil üzerinden tarif edilmesi doğru değildir. Bu Cumhuriyet Halk Partisi kültürüne ve Cumhuriyet Halk Partisi bakış açısına yakışmaz. Bu Mahir Ünal gibi AK Parti sözcülerinin Cumhuriyet Halk Partisi kurultayına burnunu sokması, dil uzatması gibi bir sonuca da zemin hazırlar. Son dönemlerdeki twitlerine baktığınızda Mahir Ünal işi gücü bırakmış Cumhuriyet Halk Partisi kurultayını konuşmaya başlıyor. Biz kendi dilimizi oluşturmak zorundayız. İmza toplayan arkadaşlarımızda, imza vermeyen arkadaşlarımızda birbirimizle konuşurken kendi dilimiz bize yeter. AK Partiyle mücadele sürecindeki dili buraya taşımanın parti içi bir pratik faydası, siyasi paydası yoktur, doğru da değildir. Cumhuriyet Halk Partisinde kuşkusuz kurultay iradesini ifade eden arkadaşlarımızın sadece sayıyla bağlı olarak da değil yüzde 30’da da kalabilirdi, yüzde 20’de de kalabilirdi kurultay iradesinin ifade edilmiş olması bile başlı başına değerli bir şeydir, bir kıymettir. Genel Merkez yönetimimiz bunu yok sayan bir düşünce içerisinde değildir, sayılarla da takılı değildir. 569 olmasıyla 400 olması arasında bu konuda bir fark yoktur. Seçim sonrası bir kurultay talebi bundan sonra parti siyasetini şekillendirecek parti yönetiminin kuşkusuz dikkat etmesi gereken, hepimizin kuşkusuz dikkat etmesi gereken bir noktadır ve dikkat edilecektir.
Soru- İstanbul Milletvekiliniz Enis Berberoğlu Yargıtay kararından sonra görüşme kabul etmeme kararı almıştı.
Bülent TEZCAN- Sayın Enis Berberoğlu hukuk, anayasa, mevcut yürürlükteki şekli hukuk ve evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde hiçbir yere sığdırılamayacak ve hiçbir şekilde izah edilemeyecek bir noktada rehin alınmıştır. Şu anda tutuklu değil, rehinedir ne yazık ki. İktidar siyasetinin rehinesidir. Yargı iktidar siyasetinin rehin alma eyleminin ambalajını oluşturmuştur. Yargı içinde, ülke içinde bir utanç tablosudur içinde bulunduğumuz tablo ve kendisi anayasanın açık hükmüne rağmen yeniden milletvekili seçilen milletvekili için dokunulmazlığın yeniden kaldırılması gerekir yargılamasının devam edebilmesi için diye açık hüküm olmasına rağmen, haksız biçimde zorbaca içerde tutulmaktadır. Bu zorbaca içerde tutulmaya karşı kendi penceresinden en etkin olduğunu düşündüğü eylemleri adım adım anlaşılan o ki hayata geçirecek. Biz Enis Berberoğlu’nun bu çerçevede aldığı kararlara kuşkusuz saygı duyacağız ve bu esaretin, bu rehin alma işleminin sona ermesi, hukukun hakim kılınması içinde aynı kararlı mücadeleyi dışarıda da bizim sürdürmemiz gerekiyor ve sürdüreceğiz.
Teşekkür ederim arkadaşlar. 

PARTİ SÖZCÜSÜ BÜLENT TEZCAN’IN BASIN AÇIKLAMASI kahta kahtahaber kahta haber haber tut kahta kahtatime KAHTATİME adıyaman samsat gerger gölbaşı çelikan tut besni çelikhan sincik menzil safvan nemrut vali kaymakam
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİNDEN BAŞKANA HEDİYE
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİNDEN BAŞKANA HEDİYE
JANDARMA’DA TERFİ HEYECANI
JANDARMA’DA TERFİ HEYECANI